Kesinlikle yazmalıyım artık | Anları, günleri, haftaları, ayları, yılları…

Kesinlikle yazmalıyım artık | Anları, günleri, haftaları, ayları, yılları…

Haber sitemiz, okuyucularımızdan gelen mektupları “yayın politikasına” uygunluk şartıyla, okuyucunun isteğine bağlı olarak, isimli veya anonim olarak yayımlayacaktır. Amacımız, toplumun çeşitli nedenlerle duygu ve düşüncelerinin bastırılmasının biraz da olsa önüne geçmek ve herkesin fikrini beyan etmesini sağlamaktır.


| Bir okuyucu 

Kesinlikle yazmalıyım yolları, acıları, sevinçleri, kayıpları, kazançları, mutlulukları, hüzünleri, üzüntüleri…

Kısaca her şeyi, uzunca her şeyi…

Soğuk bir kış günü, ocak ayının akşam saatlerinde, yaşayacağım hiçbir şeyi, beni nelerin beklediğini bilmeden dünyaya gelmiştim. Çocukluğuma dair çok şey hatırlıyorum desem yalan olur. Ancak bugün, doğumumun üzerinden tam 46 yıl geçmiş. Doğduğum ayı geçtik yine ve birkaç ay önce 47 yaşına girdim.

Kelimelerle olan münasebetim çok eskiye dayanır. Çocukluğumda benden küçük olanlara uydurduğum hikayeleri hatırlayınca, hayal gücümü de yabana atmamak gerektiğini söyleyebilirim.

Bu satırları yazarken, beynimin muazzam gücü sayesinde o anlar gözümde canlanıverdi.

Bahçeli, çift daireli her daim kalabalık, mutlu, sıcak evimiz…

Dedem ve babaannemin karşı dairemizde oturuyor olmasından dolayı, yıllar sonra anladığım bir şekilde, evimizde her zaman geleni gideni eksik olmaz, bayramlarda, seyranlarda, yılbaşlarında… özel günlerde olduğu kadar sıradan günlerde de dolup boşalan bir evimiz vardı.

Yine bir bayram tatili…

Uzaklardan gelen akrabalarımızın neredeyse hepsi memleketlerine gelmiş, büyük bir kısmı da bizdeydi.

Yaz… Bayram yaza denk gelmiş.

Sıcak, uzun, keyifli günler…

Sofralar hiç kalkmaz, sofralara sığmayan insanlar olurdu. Ev üç katlıydı, bizim ev dubleks. Diğer dairelerde de dede ve amca oturduğu için, tüm bina adeta bir ev gibiydi. Çocuklar, yaş grubuna göre bir araya gelir, kimisi oynar, kimisi uyur, kimisi cin hikayeleri anlatırdı…

Büyüklerin sesleri ise her yerden gelir, mutfaktan, balkondan, oturma odasından…

Her yerde insan vardı. Gülüşmeler, yemek kokuları, çaylar, çerezler, meşrubatlar, meyveler…

Yaşam ve sağlık adeta evimizden fışkırıyordu. Sadece bizim evimizde mi?

Hayır.

Ben hiç uyumayan, hastalanmayan, kimsenin ölmediği bir mahallede doğdum.

Ayrılıkların yaşanmadığı bir mahallede…

Ufak tefek, hiç bitmeyen tartışmalar olsa da her şeyin çok güzel olduğu, derinden yaralanmadığı ve iz bırakmadığı bir yerde.

O zamanlar öyle sanmışım, meğer…

Şimdilerde çok önemli bir üniversitede öğretim üyesi olan kuzenimle geçen uzun ve ilginç sohbetlerimi hatırlıyorum.

Onun, ilerde akademik alanda bir şeyler yapıp bir yerlere geleceği belliydi. Yıldızlar, uzay, düşünce gücü, hikayeler, masallar uydurmak, mahallede dergi çıkarmak… ve daha neler neler.

Bizim ailede çocuklar hem kendi başına hem de ilgiyle büyüdü diyebilirim. Bunu nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama hem çok kalabalık, hem de çok yalnızdık.

Hem çok özgür hem de çok baskı altındaydık. Bir tek de özgür olan düşüncelerimiz ve ruhumuzdu.

Bilmiyorum…

Çocukluğumun en güzel anları, büyüklüğüme atılan en sağlam temelleri, kuzenimle geçirdiğim zamanlar diyebilirim.

Bu öylesine bir yazı

Yazı da denmez

Bazen kendimle konuşmak, aklımdan geçenleri yazmak istiyorum.

Bunu yapıyorum ara ara – sizde yapın! | ©DerVirgül

Yayınlama: 03.04.2025
Düzenleme: 03.04.2025
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.